Yıldızlara Doğru

Yakın gelecek… Umut ve çatışmanın bir arada olduğu bir dönem. İnsanlık gelişmiş yaşam formları bulmak ve ilerleyebilmek umuduyla yıldızlara bakıyordu. 

“Sakin ve dengeliyim. Uykumu aldım. Kabus görmedim. İşimi elimden gelen en iyi şekilde yapmaya ve her şeye hazırım. Gerektiğinde diğer şeyleri bir kenara bırakıp önemli olana odaklanırım. Sadece pragmatik kararlar alacağım. İşimi yaparken dikkatimin dağılmasına izin vermeyeceğim. Ve zihnimin, önemi olmayan konulara takılıp kalmasına engel olacağım. Hiç kimseden, hiçbir şeyden medet ummayacağım. Hatalarımın beni etkilemesine izin vermeyeceğim.” 

Bu cümleler, uzay araştırmaları görevlisi Binbaşı Roy’un rutin olarak verdiği psikolojik değerlendirmelerden birinde geçer. Tüm testleri başarıyla sonuçlanan Roy’un özgeçmişini çok etkileyici bulan uzay ajansı üst yetkilileri ona yeni bir görev verirler. “Sanki seçme hakkım vardı!” diyerek kabul eder yeni görevi. Nabzı en tehlikeli zamanlarda dahi hiç seksenin üzerine çıkmamış olan Roy onlara, bir evlilik yaptığından ve çocuğunun olmadığından söz ettiği sırada, “sonuçta çok tehlikeli bir işimiz var, başkalarına yansıtmamak en iyisi” der ve kendisini şu cümlelerle tanıtır: “İnsanlığın geleceği falan gibi şeyler için çocukluğumdan beri astronot olmak istedim. En azından kendime böyle söylüyordum. 

“Falan gibi” ifadesi, gerçek nedenini pek düşünmeden ve bilmeden (belki istemsizce) astronot olduğu mesajını verir. “En azından kendime böyle söylüyorum” demesi ise yine kolektif bilinçdışının ışığıyla ve içgüdüsel şekilde yol aldığına bir işarettir. Çocuk sahibi olmayı istememesi, kendi kaderini/çocukluk yaşantısını çocuklarına yaşatmamak niyeti olabilir.”

Kendimi dışarıdan şöyle görüyorum: “Güleryüzlü, hoşsohbet (bilinmek-tanınmak istediği yanı, personası.) Ama bu gerçek değil, gözüm hep (uzaya) çıkış kapısında. Orada daha rahatım, uzaydan anlıyorum çünkü” (kendi gerçekliği veya anlam dünyası).

“Babam kendini feda etmiş bir öncüydü. Projenin ta kendisiydi. Gittiğinde 16, kaybolduğunda 29 yaşındaydım. Uzay tarihi programının en çok madalya almış astronotuydu. Benim de bir gün keşiflerine katılabileceğime söz vermişti. Benim için geri döneceğine de… Ona inanmıştım. Annem hastaydı ve çok etkilendi ama babam işine çok bağlı bir adamdı. Babam için de zor bir karar olduğuna eminim. Jupiter’e, Satürn’e giden ilk insandı ve sonra, hiçbir şey…”

O gün, babasının yaşadığını ve Neptün civarında olduğunu söylerler. Önce Ay’a oradan Mars’taki istasyona gitmeli ve babasını bulup onunla iletişim kurmalıdır. Babasının okul arkadaşı, yolculuğunda ona bir yere kadar eşlik eder. Babası hakkında “o olağanüstü bir adamdı, sen ise, zavallı anneni deli ederdin. Bu tür keşif yolculukları bazen bir şeylerden kaçmak için de kullanılır. Baban bizden bir şeyler saklıyor olabilir” diyerek, aldığı görevin amacı hakkında ipucu verir.

“Karıma her zaman doğruyu söyleyeceğime söz vermiştim ama söylemedim. Duygularımı bastırmak üzere eğitildim. Görünen o ki özel hayatıma da bu şekilde yaklaşıyorum. (Özel hayatına taşıması, mesleki deformasyonu gösterir. Öyle ki görev sonrasında kendi kendine, “bir şeyler hissetmeliyim, bir şeyler hissetmem gerek” diye telkinde bulunur).

Karım bana hep “kendine zarar vermeye meyillisin” derdi. (Yeteri kadar öz-anlayış, öz-şefkate sahip olmadığını, korkusuzluğunu, içsel çatışmalarını, kendiyle barışık olmayan, pasif-agresif yanını resmeder).

Motive olmak için babasının geçmişte ona gönderdiği videoları izler: “Senin enerjini hissedebiliyorum. Seni seviyorum oğlum. Ve sürekli Tanrı’yı düşünüyorum. Onun varlığını bu kadar yakından görüyor olmak, hissetmek baş döndürücü.”

Ay’a yapılacak uçak seferleri de heyecan verici biçimde temsillendirilir filmde. Henüz çok pahalı ticari ve turistik seyahatler düzenlenmektedir. Roy kişisel gözleminde: “Uzay yolculukları ile ilgili tüm beklentilerimiz tişört satıcıları ve içecek standlarını gölgesinde kalmıştı. Yeryüzündeyken kaçtığımız şeyleri, Ay’da yeniden yaratmıştık. ‘Dünya yok etmek’te üstümüze yok. Babam bunları görse hepsini başımıza yıkardı” ifadelerini kullanır. 

Aldığı görevi zaman zaman, “burada ne işim var benim? Babam da bu işi bırakamamıştı. Proje mi onu hasta etti yoksa hep mi böyleydi?” diyerek sorgular. Yolculuk süresince yol arkadaşlarını da gözlemler ve analiz eder: “Mürettebat gayet rahat görünüyor. Bu nasıl bir duygu acaba? diye sorar kendine (O hiçbir şey hissetmiyordur çünkü). “Bir çoğumuz ömrünü saklanarak harcıyor” der. 

Kurtarma çağrısı yapan bir araştırma gemisine cevap verirler ve orada bulunan vahşi hayvanların saldırısına uğrarlar. Ruhsal ve duygusal durumları için, sürekli gözetim altındadırlar. Saldırıdan sonra yeni bir değerlendirmeden geçer ve yaşananları şöyle yorumlar Roy: “Verilen görevleri yaparız, sonra her şey biter. Bugün varız, yarın yokuz. Saldırı, büyük bir öfkenin eseriydi. O öfkeyi biliyorum, daha önce babamda ve kendimde gördüm. Çekip gittiği ve bizi terk ettiği için ona çok kızgınım. Ama bu öfkeye gözümü kapatıp uzaklaştığımda tek gördüğüm şey, kırgınlık. Çektiğim acıyı görüyorum. Galiba ilişkilerimde kurduğum duvarların ve birine gerçekten değer vermekte, kendimi açmakta zorlanmamın nedeni de bu. Bunu nasıl aşacağımı bilmiyorum. Bu beni endişelendiriyor. Çünkü öyle biri olmak istemiyorum. Babam olmak istemiyorum.”

Yolda karısına ve babasına ait eski videoları izler. Babasının geçtiği yollardan/deneyimlerden geçer ve onunla empati kurma şansı yakalar. Karısının ihtiyaçlarını, isteklerini de anlamaya başlar. Karısı Roy’a, “aklın sürekli işinde gücündeymiş gibi görünüyor. Ben de sürekli yalnızmışım ve peşindeymişim gibi hissediyorum. Nereye gidiyoruz bilmiyorum. Çok mesafelisin. Yanımdayken bile nerede olduğunu bilemiyorum. Devamlı iletişim kurmaya, yakınlaşmaya çalışıyorum. Bu artık çok yoruyor. Benim de bir hayatım var, ben de bir insanım. Artık seni daha fazla bekleyemem” mesajını verir.

Dünyadan uzaklığın etkisiyle hayaller görür Roy. Çocukluğuna gider, gelir. “Uzun süre yer çekimsiz ortamda kalmak, fiziksel ve zihinsel olarak beni yıpratmaya başladı. Oysa bunu tercih ettiğimi düşünürdüm. Birçok kişiyi hayal kırıklığına uğrattım” deyip, iç muhasebe yapar. 

Babası videosunda: “Uzay programından ayrılman sadece kararını değil, karakterini de sorgulamama neden oldu. Sonsuzluğu keşfetmek yerine evde oturman ne kadar zayıf bir karaktere sahip olduğunu gösteriyor aslında. Ben artık sizin ahlaki değerlerinizi aştım. Benim için her şey net. Bu görevimin bana Tanrı’nın emri olduğundan ve uzayın derinliklerindeki kardeşlerimizi bulacağıma eminim. Mürettebatımızın bir kısmı evlerinden uzak olmanın getirdiği psikolojik baskıyı kaldırmayı başaramadı. Uzayın derinliklerine doğru ilerlemeye devam edeceğiz. Uzaylıların nerede olduğunu bulacağız. Bu arayışı sonsuza dek sürdürmekte kararlıyım” diye not bırakır.

Dünyadan, havadan, güneşten uzak 7 haftayı geride bırakır. Babasının görüldüğü son durağa varır.

“Hayatım boyunca onunla yüzleşmekten korktum, şimdi bile. Acaba neyle karşılaşacağım? Sonuçta babam ve babanın günahlarının bedelini oğul öder. Onu bulmak istediğimden emin değilim ya da burada bırakmak istediğimden… Her geçen gün, güneşten daha da uzaklaşıp sana yaklaşıyorum baba. Seni aslında hiç tanımadığım gerçeğini kabul etmeliyim. Yoksa ben, sen miyim? Ben de aynı karanlık çukura mı çekiliyorum?” (Babasının izini sürmesiyle bir bilinmeze gittiğini-gideceğini düşlüyordur).

Babasına gönderdiği mesajda, yazılı metnin dışına çıkarak söylemek istediklerini de söyleyiverir: “Baba seni yeniden görmek istiyorum. Çalışma ahlakını bana sen aşıladın. ‘Önce çok çalış, sonra oyna’ derdin. Kendime senin onaylayacağın bir kariyer seçtim. Ben de senin gibi hayatımı uzayı keşfetmeye adadım. Bunun için sana minnettarım. Umarım yeniden görüşebiliriz. Seni çok seven oğlun Roy.” 

Yanıt geldiğini öğrendiğindeyse, ilk kez nabzı çok hızlanır. Biyoritminde sorunlar meydana gelir ve psikolojik değerlendirmede bu kez başarısız olur. Aralarındaki kişisel bağın göreve devam etmesine engel olduğuna ve geri dönmesi gerektiğine karar verilir ancak yaşanan sürpriz gelişmeler sonucunda beklenen baba-oğul karşılaşması gerçekleşir ve babasının yaptığı itiraflarla onun hakkındaki sırrı ve tüm gerçekliği de öğrenir. 

Babası: “Gemiyi en son kaptan terk edermiş. Uzun süredir yalnızım burada. Ne olursa olsun uzayda kalacaktım. Benim evim burası. Başından beri tek yönlü bir yolculuktu bu. Ev diye bahsettiğin dünya mı? Orada beni ilgilendiren bir şey yoktu. Ne seni, ne anneni, ne de önemsiz fikirlerinizi umursamıyorum. 30 yıldır bu havayı soluyorum. Berbat yemekler yiyorum. Büyük zorluklara göğüs geriyorum. Evim bir kez olsun aklıma gelmedi. Bu görevimin anneni dul, seni yetim bırakacağımı biliyordum ama alın yazımı bulmuştum (varoluş amacımı, hayatımın anlamını). Bu yüzden de oğlumu terk ettim. Buraya tek başına gelmek cesaret ister. Beni buraya kadar izledin. Birlikte neler başarabilirdik kim bilir. Ama sanırım alın yazım beni, sahip olabileceğim iyi bir ortaktan mahrum bıraktı. Senin gibi daha çok adamımız olsa aradığımız şeyi bulabilir, başarılı olabilirdik. Mürettebatım istediklerine ulaşamayınca pes ettiler. Bazen insan azmi, imkansızın üstesinden gelebilmeli. Sen ve ben bu işi sürdürebiliriz. Bilimin olmadığını iddia ettiği şeyi bulabiliriz. Başarısız olamam, buna izin verme Roy…

Roy: Baba, başarız olmadın, sayende biliyoruz ki sadece biz varız. Seni yine de seviyorum ve geri götüreceğim” dese de, “neslimiz tükeniyor, yapacak sayısız işim var, gelişmiş yaşam formları bulmalıyım” diyen babası, uzayda kalmak da inat eder. Roy, çok etkilenir ve ilk defa kontrolünü kaybedip uzay boşluğunda haykırır. Babasını bulmuşken, tamamen kaybetmiştir. 

“O tuhaf ve uzak gezegenleri daha önce hiç olmadığı kadar ayrıntılı resmetmişti. Hepsi birbirinden güzel ve olağanüstüydü. Büyük bir hayranlık ve merak uyandırıyordu. Ama bu kusursuz yüzeylerinin altında hiçbir şey yoktu: ne aşk ne de nefret, ne ışık ne de karanlık… Babam sadece orada olmayanları görebilmiş ama gözünün önündekileri kaçırmıştı” der son konuşmaları hakkında. 

Artık dönüş yolundadır. Yalnızlığının sona ereceği ve evine döneceği günü iple çeker.

Dünya’ya inişiyle birlikte insanlarla ilk karşılaşması duygu dolu bir sahnedir. Şu evrende insanın bir başka insana ne denli ihtiyaç duyduğunu da gösterir. Kendisine uzatılan ele, gözyaşları ve tebessümle mukabele eder yorgun ve olgun Binbaşı Roy.

“Dengeli ve sakinim. Kabus görmedim. İyi uyudum. Sürekli aktif ve girişkenim. Çevremdekilere ve yakınlarıma karşı farkındalığım hep yüksektir. Dikkatli biriyim. Gereksiz şeyleri bir kenara bırakıp önemli olana odaklanırım. Geleceğin ne getireceğini bilmiyorum ama bu beni endişelendirmiyor. Artık kendimi en yakınımdakilere adayacağım. Onlar benim yükümü paylaşırken ben de onların yükünü paylaşacağım. Artık yaşayacağım ve seveceğim…”

***

Roy’un gerçekleştirdiği uzay yolculuğunu metaforik olarak, içsel bir yolculuğa ve kendi gerçekliğini bulmayla nihayet bulan bir kimlik arayışına benzetebiliriz. 

Saldırıda geçen vahşi hayvanlar ve onların üstesinden gelmesini, kendi gölgesi/karanlık tarafındaki negatif alanda var olanla mücadelesi sonucunda, bilinç ve bilinçdışının barışması şeklinde yorumluyorum. 

Filmde geçen, “babanın günahlarının bedelini oğul öder” deyişi kaderci bir zihniyeti çağrıştırdı bana. Bunun bir benzeri, “annesinin kaderi, kızına çeyiz olurmuş” sözüdür. Elbette psikodinamik açıdan soybağının, kolektif bilinçdışının ve geçmiş hikayelerin kişisel anlamları/tesirleri olsa da, her birey tek ve biriciktir. Hatta çoğu zaman kişinin sosyolojik-psikolojik yapısı ve özellikleri öyle kendine mahsustur ki; hayatı anlamlandırması, algısı, yaşam tarzı, tercihleri, arzu, inanç ve emelleri (baba-oğul, karı-koca, kardeşler, dostlar, toplumlar arasında) diğerlerinden son derece farklı seyreder. Bu da insan için gerçek yakınlığın-bağların ve mesafelerin ölçüsünü yeniden belirler. Roy bu yolla, babasının gölgesinden ayrışıp bireyleşme ve kendini gerçekleştirme fırsatı da bulmuştur.

Son geçtiği psikolojik analizde, “gereksiz şeyleri bir kenara bırakıp önemli olana odaklanırım” der. Demek ki, gerekli-gereksiz kavramları ve hayatında neyin daha önemli, neyin daha önemsiz olduğu da yeniden yapılandırılmıştır. 

“Geleceğin ne getireceğini bilmiyorum ama bu beni endişelendirmiyor” cümlesi ise, iyi ifade edilmiş kaygısız ve sağlıklı bir psikolojik durumu tarif eder. 

Şimdiye dek (gerçek anlamda) yaşamamış olduğunu itiraf ederek ve kaçırdıklarını telafi edeceğine dair bir anlamda söz vererek, “artık yaşayacağım ve seveceğim” demeye başlar.

Bazen yakını net görebilmek için, uzaktan bakmak gerekir. “Allah sevdiği kulunun devesini önce kaybettirir, sonra buldururmuş” diye meşhur bir hikaye vardır. Roy’un babası için kullandığı, “o sadece uzayda olmayanları görebilmiş ama gözünün önündekileri kaçırmıştı” şeklindeki çarpıcı ifadesi, babasının idealleri, hırsları uğruna ailesine karşı kör, sağır ve ne kadar ilgisiz-cahil kaldığını tarif ederken, bu uzun ve meşakkatli seyahat sonrasında Roy’un kendi dünyasına ve yakınlarına olan mesafesini ve onların değerlerini görüp anlamaya başladığının işaretidir.

Yolculuk öncesi, “hiç kimseden, hiçbir şeyden medet ummayacağım” diyen Roy, insanın bir başka insana muhtaçlığını bilmesi ve deneyimlemesiyle de, gerektiğinde yardım isteyecek ve yardım edecek hale gelmiş olur.