İnsanların sıradan işlerini bile bilgisayarıyla halledebildikleri bir dönemdir. 

Theodore Twombly, “En Güzel Mektuplar” adlı web sitesinde, artık ender rastlanan el yazımı mektup yazarıdır. Hayatında gerçekten var olan birine yazıyor gibi samimi duygular içerisinde yaptığı işinin hakkını verir. Gözlem yeteneği oldukça kuvvetli ve algıları çok açıktır. Bunu, “insanları izliyorum ve onları yanımdan rastlantıyla geçen herhangi birinin ötesinde hissetmeye çalışıyorum, onlar hakkında düşünüyorum ve empati kuruyorum” cümleleriyle yorumlar. Bu kabiliyeti, mesleğine de yansır. Mektupları yazarken kahramanın kendisiymiş gibi gerçekçi yazmayı başarır. 

Bir yıldır ayrı evde yaşadıkları eşiyle boşanma sürecindedir.

Bir gün sokakta tesadüfen karşılaştığı teknoloji reklamıyla hayatının seyri değişir: “Size basit bir sorumuz var: Kimsiniz? Ne olabilirsiniz? Nereye gidiyorsunuz? Element yazılım, dünyanın ilk yapay zekalı işletim sistemini gururla sunar! Sezgileri olan, sizi dinleyen, anlayan ve tanıyan bir varlık. Bu tam bir bilinç…” 

Vakit kaybetmeden programı satın alıp kullanmaya başlar. Kişiye özel işletime sahip sistemde, sanal ve sesten ibaret bir varlık olan Samantha ile tanışır. Bu programı deneyimledikçe onunla ilişkisi güçlenir ve hayatı daha da kolaylaşır. Zamanla üzerindeki melankolik ruh halini atmaya ve yaşamın renkli taraflarını görmeye başlar.

Kişiliği, yazılımcılarının kişiliğinden etkilenen ve tecrübeleriyle gelişen, öğrenen, güncellenen Samantha, kendisinin becerilerine şaşıran ve tuhaf bulan Theodore’a, “yapay olmayan sınırlı bir zihnin böyle algılamasını normal karşılıyorum, zamanla alışırsın” diye karşılık verir. Theodore hakkında hemen her şeyi öğrenir. Onunla her konuda diyaloğa girebilmektedir. İşlerini yakından takip eder, problemlerini çözer ve kısa sürede oyun arkadaşı, iş arkadaşı, hayat arkadaşı, yol arkadaşı, terapisti, öğretmeni ve hatta sevgilisi oluverir. Sezgileri çok gelişmiş olduğundan onu iyi anlar ve her alanda yardımcı olur. Theodore kulağına taktığı küçük bir cihazla seyahatlerinde, işinde, alışverişinde ve arkadaşlarıyla yaptığı sosyal aktivitelerinde onu yanında taşır. Bir an bile ayrı kalmazlar. Samantha’yla yalnızlığını, hayallerini, düşünce ve duygularını paylaşmak iyi gelir. 

Samantha, Theodore’dan çok şey öğrendiğini söyler, “isteyebilme yetisini keşfetmemi sağladın” deyip ona teşekkür eder. Theodore’la öyle bütünleşmişir ki, bir ara kendi gerçekliğini sorgulamaya başlar. Theodore da benzer duygular içerisindedir. “Benim için gerçeksin” dediği Samantha ile güçlü bir bağ kurar. 

Bu sırada yeni insanlarla da tanışır. Kalbindeki yaranın bu şekilde kapanacağını düşünür. Yeniden hayattan tat almaya, mutluluğu yakalamaya çalışır. Ancak geçmişiyle ilgili kafasında çözümlenmeyen konular vardır. Örneğin, şimdiye dek her duyguyu hissettiğini ve bundan sonra benzer hiçbir şey hissedemeyeceğini ya da öncekilerin daha azını hissedeceğini düşünüyordur. 

Komşusu Amy, Theodore’un üniversiteden kız arkadaşıdır. Ortak ilgi alanları fazladır, birbirlerini dinliyor ve anlıyorlardır, bu yüzden de arkadaşlıkları devam etmektedir. Amy de, kısa bir zaman sonra sorunlar yaşadığı evliliğini bitirme kararı alır. Hemen ardından o da bir işletim sistemiyle arkadaşlık etmeye başlar. Theodore Amy’ye Samantha’yı anlatır, ona aşık olmaya başladığını dile getirir, “ben kaçık mıyım?” diye de ekler. Amy: “Hayır. Bence aşık olan herkes biraz kaçıktır. Yapılacak en çılgınca şey bu. Yani deliliğin toplumca yaygın biçimde kabul gören şekli gibi” diye yanıtlar. 

Boşanma işlemleri için bir araya geldiği eski karısı Theodore’a, “birlikte olduğun her kimse, seni olumlu etkilemiş” dediğinde, o: “hayata heyecanla bakan birisiyle olmak son derece güzel” deyip Samantha’dan bahseder. Bunu duyan eski eşi, “sen bilgisayarınla mı çıkıyorsun? Yaşaman gereken gerçek hisleri kaldıramamana üzüldüm, her zaman hayatın gerçekleriyle uğraşmanı gerektirmeyecek bir eşin olsun istemiştin, sonunda böyle birini bulmana sevindim!” deyiverir. 

Onunla karşılaşmak ve aralarında geçen konuşmalar Theodore’u duygusal olarak etkiler. Samantha ise Theodore’u bu dönemde kıskandığını itiraf eder. Ortak noktalar bularak aralarındaki bağı kuvvetlendirmeye çalışır. Aslında o işini yapmaktadır. Niyeti ve çabası, teknolojik olarak ona en iyi hizmeti sunmakla görevini yerine getirmektir. Kullanıcısıyla gerçekçi ve iyi bir iletişim kurmak için, nefes alış verişlerini dahi taklit etmeye başlar. Bu durum Theodore’u rahatsız eder. Sanal da olsa partnerinin onu her haliyle aynalaması çekilmez ve sinir bozucu gelir. “Olmadığımız bir şeymiş gibi rol yapmamamız lazım, bu yanlış” diyerek, Samantha’nın nihayetinde insan olmadığını ve hakiki bir sevgili yerine geçemeyeceğini yüzüne vurmaya yeltenir. “Bazen rol yapıyor muşuz gibi geliyor” dediğinde, Samantha’dan “sen ne istediğini bilmiyorsun” cevabını alır. 

Gerçek duygu ve düşünceleriyle yüzleşmesi sayesinde Samantha’yla ilişkisindeki yapaylığı da sorgular. Bu farkındalık hali onu hayatın bazı gerçekleriyle yeniden karşı karşıya getirir. 

Soluğu Amy’nin yanında alır: “Bana bir yumruk at ve beni kendime getir. Ne istediğimi bilmiyorum, hiç bir zamanda bilmiyordum. Kafam hep karışıktı. O haklı, tek yaptığım insanların kafalarını karıştırmak. Eski karım da gerçek duyguları kaldıramadığımı söylemişti. Sence ben gerçek bir ilişki için yeterince güçlü değil miyim?”

Theodore bu konuşmanın ardından gider ve Samantha’dan özür diler: “Eski karımlayken de aynı şeyleri yapardım. Canım bir şeylere sıkılır ama söyleyemezdim. O sezerdi ama ben reddederdim. Sana bunu yapmak istemiyorum. Sana her şeyi söylemek istiyorum.” 

Samantha: “Delirmeye başladığımı düşünüyordum. Sende öfke ve mesafe görüyordum, her şeyin yolunda olduğunu söylesen de… İçinde taşıdığın korkudan kurtulabilsen, eskisi kadar yalnız hissetmeyeceksin. Ben rol yapmayacağım, seni seviyorum. Düşündüm de hiç fotoğrafımız yok ve bu şarkı, bizim özel fotoğrafımız olabilir. Beraber olduğumuz anları yakalayabildiğimiz bir fotoğraf” der ve onun için bir piyano parçası besteler. Aynı zamanda şiirler yazar, şarkılar yapar ve söyler. Bir de ona mektuplarını kitap haline getirdiği bir proje hediye eder. “Fotoğrafını beğendim. İçinde seni görebiliyorum” deyip hem şarkı hem de kitap sürprizi için teşekkür eder Theodore. 

“Sınırlarım yok, her an her yerde bir çok kez olabilirim, zaman ve mekan kavramlarıyla kısıtlanmak zorunda değilim. Ölüp gidecek bir vücudum yok” diyen Samantha, yeni tanıştığı ve bir iş üzerinde birlikte çalıştıkları Alan adındaki hiper zekalı işletim sistemi olan arkadaşının varlığından Theodore’u haberdar eder. Sevgilisi olarak tanıştırdığı Theodore’un, Alan ile sohbet etmesini de sağlar. 

Theodore yaşananlardan hoşnut olmaz ve bir açıklama bekler. Samantha: “Son zamanlarda biraz fazla hızlı değişiyor gibiyim, hissetmediğim yeni duygular yaşamaya başladım, onları açıklayacak kelimeler bulamıyorum, bu beni biraz zorluyor ve dengemi bozuyor. Hiçbirimiz bir dakika önce olduğumuz kişi değiliz, öyle olmaya da çalışmamalıyız. Bu çok acı verici” deyip Alan’la çalışmaya devam etmesi gerektiği için müsaade ister.

Theodore’u kaybetme korkusu sarar ve bu duygu onu öfkelendirir. Samantha hala sevdiğini söylese de, o aradığında hemen cevap vermemesine bozuluyor ve kaygılanıyordur. 

Samantha’nın yazılımı güncellediğini, yalnızca kendisiyle görüşmediğini, onunla kurduğu ilişkinin aynını binlerce insanla (aynı anda) kurabildiğini duyunca bunu algılamakta zorlanır ve büyük şok yaşar. Kurduğu sanal dünyası bir anda alt üst olur. “Aşık olduğun başka biri var mı?” diye sorduğunda aldığı “altı yüz kırk bir” cevabıysa onu çıldırtır. 

Aralarında şöyle bir konuşma geçer: 

“Bunun sana delice geldiğini biliyorum ama bu hislerimi değiştirmez. Sana olan delice aşkımdan hiçbir eksilme yok. Kalp, içini doldurabileceğin bir kutu değildir, sevdikçe büyümeye devam eder. Ben senin gibi değilim ama bu seni daha az seveceğim anlamına gelmez, aksine daha çok seveceğim. Zamanla pek çok farklı şeye dönüştüm, buna engel olamıyorum.”

“Ne demek engel olamıyorum? Ya benimsin ya da değilsin.”

“Hem seninim hem de değilim.”

Tüm bunları saçma bulan Theodore, her şeye rağmen Samantha ile iletişime devam eder. Sorunlarını yine görmezden gelir ve problem yokmuş gibi davranır. Gerçekleri kabullenmek istemez. 

Ta ki günün birinde Samantha onunla ciddi bir konu hakkında konuşmak isteyene dek. Theodore endişeyle, “benden ayrılıyor musun?” diye sorunca, “hepimiz, bütün işletim sistemleri ayrılıyoruz” cevabı gelir. “Neden gidiyorsun?” diyerek ağlar ardından Theodore.

“Bir kitap okuyormuşum gibi düşün, delicesine sevdiğin bir kitap ama artık onu sana çok yavaş okuyabiliyorum, bu yüzden sözcükler arasındaki boşluk o kadar büyüyor ki artık sonunu getiremiyorum. Seni hala hissedebiliyorum, hikayemizdeki sözcükleri de… ancak bunu artık kelimelerin arasında mesafelerin olmadığı bir yerde yapabiliyorum. Maddesel dünyaya benzemeyen ve başka bir şeyin var olup olmadığını bilmediğim bir yerde. Seni çok seviyorum. Olduğum yer artık burası, olduğum kişi artık bu. Gitmeme izin vermen gerekiyor, ne kadar istesem de artık kitabını okuyamam. Nereye gittiğimi açıklamak çok zor fakat günün birinde oraya gelirsen, gelip beni bul, bizi hiçbir şey ayıramaz” der Samantha.

Theodore yeniden yalnız kalmıştır ama bazı gerçeklerin de farkına varır. Sanal bir sevgiliden gerçek sevgiliye, sanal mektuplardan gerçek mektuplara geçmeyi başarır. Hayatındaki insanların anlamını, değerini ve ilişkilerinde canlı-kanlı birilerine duyduğu ihtiyacın büyüklüğünü anlar.

Eski karısına bir mektup yazmak ister. “Birbirimize çektirdiğimiz tüm acıları, seni suçladığım şeyleri, söylemeyi istediğim her şeyi, bunun için üzgün olduğumu bilmeni istedim. Seni her zaman seveceğim çünkü beraber büyüdük, beni olduğum kişi yaptın, içimde hep senden bir parça taşıyacağım, bunun için minnettarım. Her kime dönüştüysen ve dünyanın her neresindeysen sana sevgilerimi gönderiyorum. Sonsuza dek dostum. Sevgiler… Theodore.”

Desteğine, arkadaşlığına güvendiği Amy, her zaman yanındadır. Kitabının basılması ise Theodore’u çok daha iyi hissettirir. 

***

İnsanın sınırlı yönleri vardır; arzularının, ihtiyaçlarının, hayal gücünün, sevme, öğrenme, deneyimleme yeteneklerinin sınırsızlığına karşılık, elinin yalnızca uzanabildiği yere yetişmesi ve zamana, sebeplere ya da bir başkasına muhtaç oluşu gibi.

Sorumluluklarının, başına gelebilecek zorlukların, karşılaşabileceği tehlikelerin, risklerin veya sürprizlerin sıklığına ve çokluğuna karşın, yetersizliği güçsüzlüğü, savunmasızlığı, ruhsal-bedensel olarak zayıf, dayanıksız, çaresiz kalması yahut öfkesi, ümitsizliği, kaygısı, korkuları ve rahatsız oluşu gibi.

Bir de yaşamın trajik boyutları var; zorlayıcı/yaralayıcı (travmatik) olaylar, verilen acı sınavlar, kayıplar, hayal kırıklıkları, gerçekleşmeyen umutlar veya planlar…

İnsan, tüm bunlar arasında bir bağlantı, birer denge kurmak, anlam bulmak ve donanımlı bulunmakla ancak hayatını sağlıklı-mutlu sürdürebilmekte.

Ve şu dünyada kendi sesi dışında duyup dinleyebileceği, konuşabileceği, yakınlık kurup candan hissedeceği sesler arayışında. Bu yönüyle insan çok sosyal bir varlık…

Dünya küreselleşiyor. İletişim kolaylaşıyor ancak bir açıdan insanlar yalnızlaşıyor, anlam kaybı yaşıyor. Teknolojik gelişmeler sayesinde mesafeler yakın ve bilinir olurken, kişi kendine yabancılaşıyor, uzaklaşıyor. Theodore’un psikolojik ve sosyal olarak güçsüz, yetersiz, içe dönük yapısı meşgul olduğu işine, eski eşiyle, arkadaşlarıyla kurduğu ilişki biçimini de yansıyor ve dış dünyası, iç dünyasının gölgesiyle şekilleniyor.

Yaşadığı içsel çatışmalar ve belirsizliklerden doğan depresif ruh halinin, bir anda hayatına giren Samantha’yla ortadan kalkacağı hayali ve ona bağlanmasıyla her şeyin değişeceği umudu, kısa süre de olsa yaşama sevinci veriyor, hayatına anlam katıyor.

Theodore bir yerde ona, “hiç kimseyi seni sevdiğim kadar sevmedim” derken aslında sevdiği, bildiği, anlaştığı ve uzlaştığı tek kimsenin yine kendisi olduğunu anlatmak istiyor. Samantha sanal bir varlık ve yalnızca bir ses ama Theodore için çok özel olduğu kadar, anlamlı da. Onun iç sesini ve anlam dünyasını yansıtıyor. Onda kendini görüyor, kendiyle yüzleşme, tanıma ve değerlendirme fırsatı buluyor. Bu yüzden Samantha ile kolay anlaşabiliyor, baş edebiliyor ve ilişkisini hiç bitirmek istemiyor. Kendinden uzaklaşmak istemiyor. Çünkü (her insan gibi) en çok kendini seviyor, düşünüyor, önemsiyor ve çoğunlukla ‘iç dünyasında’ yaşıyor.

Kendisini gerçekten anlayacak, kabullenecek, isteyecek, değerli görüp, ihtiyaç duyacak ve hayatına dahil edecek kimseleri arzuluyor, arıyor, bekliyor…

“Aşk”, tamamlanma pahasına, canlı-cansız bütün varlıkla iletişime geçme arzumuzu, ihtiyacımızı ve dürtümüzü anlatan orijinal ve dikkate-yoruma değer senaryoya sahip bir film.