Aşk Makamı

Âşık Veysel’i duymuştum ilk kez, sonra Âşık Seyrani, Reyhani, Mahsuni vb… Gençliğe ilk adım attığım ve müzik aşkıyla dolu olduğum yıllardı. Âşık diyorlardı isimlerine. Ne güzel bir isimdi bu. Aklımın almadığı bir şey vardı: Yaşlı başlı, çoluk çocuk sahibi bu adamlar kime âşıktı? Onlara neden âşık denmişti. Birini sevip kavuşamadıklarını düşündüm önce. Öyle ya kavuşsa ne diye hâlâ türküler yakmaya devam edecekti? Hem de bu türküler ayrı düşülmüş bir sevgiliden başka bir şeyden bahsetmiyordu. Hep bir ayrılık, hep bir hasret, hep bir gurbet vardı sözlerinde. Şarkılar türküler gazeller ulaşılamamış meçhul bir sevgiliye yakılan ağıtları söylerken, eski masallar da aşk hastalığına tutulanlardan bahsediliyordu. Kimi malihulya diyordu adına kimi karasevda. Bazıları ince hastalıktan bahsediyordu. Bu âşıklardan kimi çöllerde mecnun oluyor, kimi dağları deliyordu. Bir de müziklerin büyülü isimler taşıyan makamları vardı beni cezbeden. Önceleri makamların şarkının duygulu veya hareketli olmasını belirlediğini sanırdım. Sonra öğrendim ki müzikteki makamların meğer tasavvuftaki nefs makamlarından pek de farkı yokmuş. Demem o ki, her nefsin ayrı makamı var ve o yüzden herkes ayrı telden çalıyor şu âlemde.

Makam kelimesi mevki, durulacak yer anlamını taşıyan Arapça kıyam kelimesinden türemiştir. Türk müziğinde hangi notalarda ilerleneceğini yani yolu belirleyen notalar makamları oluşturur. Batı müziğinde ise ‘gam’lar belirler bu yolu. Makam; bir durak ve güçlü ses etrafında belirli kurallarla seyreden nota dizgesine verilen isimdir. Yani yol için istasyonlar neyse müzikteki makamlar için notalar odur. Her makamın kendine has melodik güzergâhında ilerleyen bir seyri vardır. Bu ses güzergâhında dolaşmaya ise seyir denir ve her makamın kendine has seyri vardır.

Varılacak hedef yeri değil, gidilecek yolun güzergâhını belirler makam. İstanbul’dan çıkan biri Urfa’ya farklı güzergâh ve istasyonları kullanarak gidip ve gelebilir. Makamlar bu güzergâhı ve istasyonları belirler. Ama hızına karışmaz. İstasyondaki bekleme süresiyle ilgilenmez. Aldığı yolu hesaba katar, menzile bakmaz. La’dan çıkıp re’ye, oradal sol’e veya mi’ye uğramaktır asıl olan. Yoksa ne kadar do’da ne kadar si’de kaldığına bakmaz. Zaten müzikte de, hayatta da en son dönüp gelinecek yer, her zaman ilk çıkış yeri yani karar sesidir. Hem varılacak hedef, hem de başlangıç yerimizdir kaderimizin bize çizdiği menzil. “Her şeyin aslına rücu etmesi” bu anlamın mayası… Başladığın yere dönmektir hayatın tüm amacı. Bütün bir ömür suyun kaynağına dönmek için akıp durduğu gibi yol alır insan. Buhar olur, bulut olur, yağmur olur, toprağa gömülür ve başka bir kaynaktan fışkırana kadar devam eder yaşam döngüsü. Hedef belli de bütün mesele istasyonu yani yolu seçmek. Hangi istasyonda, ne kadar durup e zaman yürüyeceğini kestirmek… İşte kişi bu seçimleri yaptığı zaman yaşamının makamı belirmeye başlar. Çıkış noktasını kader belirlese de, yolculuğu daha çok yapılan seçimler şekillendirir sanki.

Peki, bu durak ya da istasyon nedir. Bazen bir sevgili, bazen meslek, bazen şehir, bazen arkadaşlar. Bazen koltuk, bazen para, bazen kariyer… Hayat bir yoldur ve bu yolun menzilleri, geçitleri, istasyonları kişiden kişiye değişir. Bazılarının meskeni gönüllerdir, kendini ancak orada teskin eder. Bazılarının da konaklar… Konaklardakiler tez ölür de gönüllerde mesken tutanlara ölüm geç ulaşır. Bazıları nihavent, bazıları buselik, acemaşiran kimi bir hüseyni bir gurbet türküsü gibi yol alır hayatta.

Mahur bir şarkı gibi yürüyenler, hayatını hüzzam bir hüzünle tüketenler… Hicaz gibi iki istasyon arasında mola vermeden uzun yol gidenler, saba gibi sık sık kervanı dindirenler…

Hicazkâr makamının yolcuları zarafet ile hayallerine yürürler. Bazı insanlar sabah esintisi gibi hoş bir serinlik taşırlar girdikleri mekâna. İşte onlar Saba makamında yol alanlardır. Segâh makamının sakinleri soylu bir hüzün taşırlar çehrelerinde. Hüzzam makamının yolcuları koyu hüznün ağırlığını taşır omuzlarında. Suzinak makamındakiler yakıcı bakışlarından tanınır. Rast makamının seyyahları dosdoğru emin adımlarla yürürler, yoldan hiç sapmadan. Uşşak makamı, işte o bütün âşıkların makamıdır.
Bazılarının hayat yolunda seçtiği duraklar onu aşk makamının bestecisi yapar. Hayatları bu makamda seyrüsefer edenlere, işte onlara âşık denir. Onlar ilk gençlik dönemlerinde bir sevgiliye karşı duydukları o büyülü duyguyu hiç yitirmemişlerdir. Birilerini sevmiş ama ya karşılık bulamamış veya kavuşamamışlardır. Sevdiğine kavuşan talihsizler gibi hayat yolunda duyguları tükenip bitmemiş, aksine ilk günkü tazeliğiyle aşkları canlı kalmıştır. Aşklarına kavuşanlar vuslat durağında hemen bineklerinden inivermişlerdir. Başka menzillere gitmek için yola çıkmalarına gerek kalmamıştır. Böylece hayat besteleri yarım kalmıştır.

Bir türlü sevgiliye kavuşamayanlar, seyrini tamamlayamayan ve bir kararda duramayanlar var ya işte onlar Allah’ın talihli kullarıdır bence. Sadece arayan değil bir yandan da aranılandırlar çünkü. Yola ilk çıktıklarında hayallerini süsleyen sevgili sureti şimdi zihinlerinde silikleşmiştir. Artık onun neye benzediğini bile hatırlayamaz olmuşlardır. Bu şanslı kullar ayrılık ateşiyle yol almaya devam ederler. Arayışları bitmemiştir.
İşte tuvalde en renkli resimleri yapanlar onlar arasından çıkar. Yaşını başını aldığı halde bir çeşit çocuk ağlaması olan şarkıları, türküleri, ilahileri besteleyen onlardır. Nice türküler yakan isimsiz ozanlar işte onlar arasından çıkar. Durmadan yol aldıkları, o duraktan bu durağa gezdikleri için ‘kubbede hoş bir seda’ bırakırlar. Bu gezgin ruhlar bir o yana bir buna yana giderek aşk makamında dolaşır dururlar.

Hattın en güzelini çizen kamış, kilimin en hasını dokuyan el hep o âşıkların yüreğinin ateşiyle hareket eder. Kimi eline kalem alır şiir yazar, kimi roman… Eğer vuslat durağında inselerdi kendi aşklarının katili olacaklardı. İşte bu hasret dolu yürekler ne kadar yol alırsa alsın gurbetten kurtulamazlar. O yüzden “ben gurbette değilim, gurbet benim içimde” diye türküler yakar dururlar. Yurtlarını yuvalarını bir mefkûre uğruna terk edenler o aşk makamının gezginleri arasından çıkar. Bunalıp daraldıklarında da şöyle feryat ederler: “Sefinem gark oldu dert deryasına, Sahrâ-yı sinemi dert aldı gitti. Hasretkeş olmuştur dil leylâsına, Bülbül tek zârımı gül aldı gitti.”
Âşıkların Piri Yunus Emre’nin aşk makamı şiiri son sözü söylesin:
Aşk makamı âlidir, aşk kadim ezelidir /Aşk sözünü söyleyen, cümle kudret dilidir
Bu bizim işretimiz, oldur bu lezzetimiz / İçip esridiğimiz, aşk şerbeti gölüdür
Yunus sözünde yalan, görmedi mümin olan / Ömrün zulmete salan, marifet yoksuludur.

    Paylaş...