Hatırlatma Ne Olur

Müziğin Gücü

Sanat, açılan mesafeleri, kopan bağları, birbirinden uzak düşen ruhları bir araya getirmeye de vesile…

Sanat ve müzik deyince benim aklıma ilk gelen, annem… Hemşireydi ve aynı zamanda sanatçı ruhlu bir insandı. Edebiyata, şiire, yazıya ilgisi ve kabiliyeti vardı. Gençlik yıllarından beri sanatla ve özellikle de müzikle iç içe olmuş, eğitim yıllarında halk oyunları oynamış, korolarda assolist olarak sahne almış. Ben bildim bileli de söz yazar, beste yapar, şarkılar söylerdi ve sesi çok güzeldi. Bir evlat için annesinin sesi kulağa elbette güzel ve eşsiz gelir ancak annem bu yeteneğiyle de girdiği ortamlarda takdir ve alkış alırdı. Son yıllarında ise Türk sanat müziği korosuna katılmış, ud ve makam dersleri almıştı. Türk sanat müziği hayranıydı ve repertuarı hayli zengindi.

Ergenlik dönemindeydim ve belki de anne-kız olarak en çok çatıştığımız bir dönemden geçiyorduk. Annemle bizi bir araya getiren, ortak hobilerimiz yani “sanat”tı. Anne-kız saatlerine dönüşmeye başladı birbirimize şarkılar söylememiz… O, sevdiğim şarkıları bilir ve benim için söyler, ben de onun benden dinlemeyi sevdiği şarkıları bilir ona söylerdim. Moralim bozuksa, kızgınsam veya birisine kırılmışsam, uygun bir dörtlük veya şarkı okuyarak teskin derdi beni. Duygu ve düşüncelerini şarkı sözleriyle dile getirmede çok mahirdi. Bilinçli ya da bilinç dışı terapi ediyorduk, anne-kız çatışmalarımızı ve ilişkimizi “sanat” aracılığı ile…

Annem vefat ettiğinde henüz on yedi yaşındaydım. Onu ansızın kaybetmek, bende büyük bir sarsıntı yaptı. Öyle ki, bir kaç yıl “anne” kelimesini kullanamadım. Ölüm gerçeğini inkar etmek, kabullenememekti belki benimkisi, belki de anneme (ruhsal/bedensel olarak kendisini yormuş ve yıpratmış olmasına, sağlığına çok da dikkat etmemesine) kızgınlık duyarak gösterebildiğim bir “ruhsal savunma” şekliydi. Aldığım terapiler ve “zaman” ilacının da etkisiyle annemle ilgili tüm güzel hatıraları, yüzümü güldüren anıları, ortak özelliklerimizi daha fazlasını hatıra getirmeye, dillendirmeye ve bilinç düzeyine çıkarmaya başladım. Bu sayede aslında ne kadar da benzer yönlerimizin olduğunu farkettim.

Şimdilerdeyse sanatla, müzikle uğraşım, hem genetik yatkınlığın neticesi, hem de bir kız evladın anne ile olan bağını kuvvetli tutabilme çabası sanırım… Onun sesi-soluğu olmak, yarım kalan hikayesini, hayallerini devam ettirebilmek, böylelikle anılarımızı da hep taze tutmak arzusu…

Ben, annemin erken vefat nedenini yılların yorgunluğuna verirken, kırk üç yaşına dek onu hayatta başarılı, kendine yeterli, yaşama sevinci ile dopdolu ve güçlü şekilde ayakta tutan kaynağın da aslında, yetenekleri, hobileri, bilhassa sanata olan sevgisi/tutkusu olabileceğini gözden kaçırmışım. Bu anlamda farkındalığım arttıkça sanatla uğraşmak bana da iyi geldi.

Şu da var ki bir evlat için elde edilen başarı, takdir, alkış, anne-babadan gelmedikçe yeteri kadar tatmin edici olmuyor ve sanki hep bir şeyler eksik kalıyor. Annem görsün veya görmesin ben onun sevdiği, istediği, mutlu olduğu şeylerle uğraştıkça daha iyi ve ona yakın hissediyorum. Bu nedenle sanatın benim hayatımda da her zaman var olacağı niyeti, ümidi ve gayreti içindeyim. Sanattan kopmam ve uzak kalmam demek, annemden/köklerimden de uzaklaşmam demek gibi… Böyle bir duygu ve düşünceyi taşıyanların az sayıda olmadığına da inanıyorum. Anne-babadan başlayarak genetik geçiş ve kolektif bilinçdışı ile bize aktarılan değerleri, kültür ve alışkanlıkları, yetenekler ve potansiyelleri bilmek/tanımak, var olan kaynakları işlettirmek, kişinin kendi gerçeğini bulması, bağları/kökleri ve geçmiş hikayesiyle barışması ve kök salması için de zaruri bir ihtiyaç…

Ebeveynin çocuklarının yetenekleri konusunda onlara güvenmesi ve cesaretlendirmesi de önemli. Bu konuda kendimi şanslı görüyorum.

Kendisiyle gurur duyulan, ardından hayırla yad edilen, yetenekleri taklit edilen, hikayesi, idealleri sürdürülen birer anne-baba olmak belki de her yetişkinin hayali ve hedefi… Ebeveynlerinin kendileri hakkındaki beklentilerini, hayallerini ya da rüyalarını (iyi bir insan olmak, insanlığa faydalı olmak, güzel bir eğitim almak, mesleğini severek yapmak vb.) gerçekleştirmek de biz çocukların hayali. Annem şahit olamasa da ben bunları elimden geldiğince başarmaya çalıştım. Elbette onun öğretileri ve benim de hatıralarımızı canlı tutmak adına yapabildiklerimle… aynı zamanda sanatın, birleştiren, bağları kuvvetlendiren, ilişkileri/iletişimi iyileştiren, ruhu besleyen ve insanın yaşam serüvenini güzelleştiren gücünü görmek ve değerini bilmekle de.

Yazımı “Memento” adlı sinema filminde geçen anlamlı bir cümle ile beraber noktalamak isterim: “Hepimizin bize kim olduğumuzu hatırlatacak hatıralara ihtiyacı var.”
Kim olduğunu bilmek ve aidiyetini kabullenmek insan için temel bir ihtiyaç. Bu yüzden geçmişimizle olan bağları korumak, ortak hayalleri, planları, hobileri çoğaltmak, yeteneklerimizi geliştirmek, birlikte güzel anılar biriktirmek, ardından anımsamak ve konuşmakla da hatıraları hep canlı tutmaya ihtiyacımız var. Bunları yapmak, bize içsel bir tatmin ve huzur verirken, ruhumuzu da iyileştirecek…

Görsel: Hilal Özdemir Bulat