Müziğin hikayesi

Musiki/musika/muzika/müzik kelimeleri Yunanca kökenlidir.
Yunan alfabesinde m-o-u-s-a harfleriyle yazılan ve musa diye okunan “peri” anlamındaki kelimenin sonuna gelen –ike veya –ika takısı o kelimeye “konuşulan dil” anlamını kazandırır; Elenika (Yunanca), Turkika (Türkçe) gibi.

Musa’ya eklenen –ike takısı, peri sözcüğüne “perilerin konuştuğu dil” anlamını verir.
Musikiye daha sonraları toplumumuzda İslâmi terimle “meleklerin dili” denilmiştir. (Elest bezmi’nin avazesi).
Bu durum, müziğe eski çağlardan itibaren tanrısal özellikler atfedildiğini gösterir.

Müzik, insanların hislerini, düşüncelerini, doğadan aldıklarını ve bazen de salt doğayı anlatan, ifade eden, düzenlenmiş seslerdir. En ilkel çağlardan beri var olduğu bilinmektedir.

Müzik, hem bir sanat hem de bir bilimdir. Duygusal olarak algılanışının yanı sıra akıl ile de kavranabilir. Bu özelliğiyle bireyin ve toplumun duyuş ve biliş açısından durumunu belirlediği gibi, gelişim ve değişimini de sağlayan organik bir yapıdır.

Sesin en güzel şekli, müzikle dile gelir. Resim renklerin birleşmesinden; şiir kelimelerin kaynaşmasından nasıl oluşuyorsa; müzik de seslerin duygu-düşünce ve heyecanımızı anlatmak üzere belli bir estetik anlayışına göre seçilip işlenmesinden oluşur.
(İlyas Ceran, Ezgi Canıgür)

Şems-i Tebrizi: ”Musikinin ritminde bir sır saklıdır. Eğer onu ifşa etseydim dünya alt üst olurdu.”

Rumi: “Müzik, Allah’ın lisanıdır.”

İmam Gazali: “Ses ile ruh arasında kuvvetli bir bağlantı vardır.”

Holst: “Cennetle büyük benzerlik taşıyan müzik; anlık, hatta saatler süren bir heyecan değil de nedir? O, bir sonsuzluk durumudur.”

Bence müzik insanı derin uykusundan uyandırır…